Uzun zamandır uğramıyordum demolara. Bugün bakınca hemen gözüme çarptı ve "İnşallah geç kalmamışımdır." diyerek, yeni Rainbow Six'e bir göz attım. Baktım ki daha çıkmamış, hemen 532,333 KB'lik demoyu indirmeye başladım. Bölüm seçenekleri oldukça kısıtlı olan bu demonun, neden bu kadar büyük olduğunu anlamadım ama içinde bulundurduğu bölüm dışı seçenekleri, grafikleri ve multiplayer'ı görünce, feci bir kapak yedim sayılır. "Tom Clancy's" sözcük grubu ile başlayan her oyunda olduğu gibi,bu oyun da oldukça kaliteli. 'Splinter Cell' serîsini tutmasa da -ikisi farklı türde ama olsun-, bu oyun da oldukça iyi. O zaman inceleyelim...
Demoda, oyunun tadını, tuzunu, biberini ve de bilmem nesini tam olarak yansıtmadıklarını düşünüyorum. "Hımm, güzel oyuna benziyor, çıkınca alalım." dedirtmek -tabiî ki- esas amaç. Bunda bu kadar başarılı olmak da bir başarı -çorba oldu iyice-. Aldığımıza pişman mı olacağız, yoksa sevinecek miyiz? Bekleyelim çıksın; oyun çıka, hayrola...
Yapımcı ve dağıtıcı firmaların logo animasyonlarının ardından, ana menüye ayak basıyorsunuz. Solda ufak bir liste hâlinde verilen menümüz, komuta bölmemiz. Bende alışkanlık hâline gelen ayarlar bölümündeki değişiklik olaylarının ardından oyuna giriyoruz. Tek bölüm seçeneği var: "MD1: South Africa". Bu bölümü seçip -dilerseniz- bölüm brifing'ini izliyorsunuz. Ardından, sizin ve ekibinizin cephanelerini ayarlıyorsunuz. Bol silah seçeneği hoşunuza gidecek. Bunları da hallettikten sonra 'Start Mission' diyoruz ve bölüm yüklenmeye başlıyor. Yükleme esnasında kafanızı kaldırıp gözlerinizi ovuşturmak yerine, bölüm-harita bilgileri için monitöre bakmanızı tavsiye ederim. Numaralandırılmış haritada, "nerede ne var" sorusunun yanıtını alıyorsunuz. Sürpriz istiyorsanız, gözlerinizi ovuşturmaya devam edin...
Helikopterden inen küçük bir ordu şeklinde, otoparkı temizleyeceksiniz. Arabaların arkasında gebertilmeyi bekleyen birkaç it-kopuk var. Aman dikkat! Bunlar sokak çocuğu değil. Bazılarının elinde yarı-otomatik var. Ayrıca o kadar giyinip kuşanıp geldiğiniz, bütün önlemleri aldığınız, eğitim gördüğünüz hâlde ölme olasılığınız çok yüksek. Bir kere mermi yediğiniz zaman, kontrolü tekrar ele almak çok zor oluyor. Ama bu tip oyunların kana ihtiyacı vardır ve ben gerektiği kadar kan göremedim. Herifleri öldürmek kolay oluyor genelde, istisnalar oluyor tabiî ama kıvraklık sizin için bir nimet.
Takım arkadaşlarınıza komut verirseniz birçok işten sıyrılırsınız. Bazen, bazı avanaklar, az önce temizlenmiş otopark katını siper alarak tarıyor. Ama öyle böyle değil; duvara sıfır yanaşmış minibüsün arkasını kontrol edenler oluyor. Tamam, itiraz etmiyorum, tedbir güzeldir ama bu kadarı da "Yuh!" dedirtiyor. Sakın buradan yapay zekaya laf attığımı çıkarmayın. Bunlar istisnaî durumlar, her zaman olmuyor. Olunca da hoş olmuyor gerçi ama, neyse...
Tek bölümlük bir demo olunca, yazı daha fazla uzamıyor. Hani lastiği çekersiniz çekersiniz de bir süre sonra kopar ya, işte incelemeler de koptuğu zaman geyik durumu patlak verir ve toparlamak zaman alır. Zaten demo da genel ilerleme şeklini verdiğimi düşünüyorum.
Yazının başlangıcında sözünü etmiştim; grafikler gerçekten iyi. Tek sorun kan ama olanla idare edeceğiz artık. Öldürdüğümüz adamlar şık bir şekilde yere düşüyor. Ama sonrasında beton oluyorlar ve tekrar ateş ettiğinizde kıpırdamıyorlar. Genel çevre detayı konusunda başarı yakalanmış. Grafikler her şeyi ile kendini belli ediyor. Müzik, klasik ve hafif aksiyon tarzında. Harika da değil, berbat da değil -saçmaladım biraz-. Ses ve ses efektleri çok iyi yalnız, bu kesin.
Klasik shooter tarzı bir oyun olduğu için, bu tarzı sevenler rahatlıkla oynayabileceklerdir. Nedense bu oyun bana hep 'SWAT' serisini hatırlatıyor. Zaten çok benziyorlar birbirlerine. Gerek oynanış, gerek grafik, gerekse görevler açısından. Akıcı bir senaryo olduktan sonra sıkılmak imkansız (bkz. MAFIA). Bu tarz oyunlarda senaryo, kişisel beğenilere bağlıdır. Herkesin zevki farklıdır. Ne demişler: Zevkler ve renkler tartışılmazmış...
Kanı sadece oyunlarda görmeniz dileğiyle -bu nerden çıktı ki şimdi?-...
Ömer "MarsH" Yalçın